ABD-İran savaşı nedeniyle yaşanan Hürmüz Boğazı krizi, Türkiye madencilik sektöründe maliyet dezavantajının yanı sıra yeni ve güçlü pazar kapılarını açtı. Tedarik zincirindeki kırılmaların etkisiyle Çin’in özellikle kıymetli madenlerde ihracatta kısıtlamaya gitmesi, Japonya, Finlandiya, Mısır gibi pazarlarda taleplerin Türkiye’ye kaymasına neden oldu.
Bu yılın ilk 8 ayında 2025’in aynı dönemine göre ihracatın yüzde 19,51 arttığı Türkiye madencilik sektöründe, Finlandiya’ya yapılan ihracat yüzde 372, Japonya’ya yapılan ihracat ise yüzde 130 artış gösterdi. Bu dönemde Türkiye’den Çin’e yapılan ihracat da yüzde 46 oranında yükseldi. Yılın ilk 8 ayında ürün grupları bazında en fazla artışı yüzde 29 ile metalik cevherler gösterdi. Bu ürün grubunun ihracat değeri 1,192 milyar dolar olarak kayıtlara geçti.
2026 yılını 7 milyar dolarlık ihracat rakamıyla kapatmak istediklerini belirten İstanbul Maden İhracatçıları Birliği (İMİB) Başkanı Metin Çekiç, ihracat anlamında ilk 8 ayda olumlu bir tablo çizdiklerini, miktarda olmasa bile ihraç değerinde artış yaşadıklarını kaydetti. Körfez’de yaşanan savaş nedeniyle Çin’in birçok madenin ihracatında kısıtlamaya gittiğini anlatan Çekiç, “Bu durum sonucunda da Japonya gibi ülkeler alımlarını Türkiye’ye kaydırdı. Orada yaşanan yüzde 150’lik artış bizim için çok kıymetli” dedi.
Çekiç, aynı dönemde Avrupa’nın batarya deposu konumundaki Finlandiya’ya ihracatın yüzde 372, Brezilya’ya yüzde 61, Çin’e yüzde 46, Belçika’ya yüzde 34 arttığını kaydetti. Çekiç, ABD’nin de sektör için önemli bir pazar olduğunu vurgulayarak, “Özellikle doğal taşta ABD en büyük pazarımız. Ama milyar dolarların üzerinde potansiyel var, bizim ihracatımız henüz 378 milyon dolarlarda” dedi. Savaş nedeniyle Körfez bölgesinde yüzde 25’e yakın düşüş yaşandığını da aktaran Çekiç, Irak’a ihracatta yüzde 25’lik azalış olurken, BAE’de yüzde 10, Suudi Arabistan’da yüzde 4’lük düşüş olduğunu belirtti.
Türkiye’nin çok geniş bir maden çeşitliliğine ve güçlü rezervlere sahip olduğunu dile getiren Çekiç, sektörün mevcut ihracatının sahip olunan potansiyeli tam olarak yansıtmadığını söyledi. Türkiye’nin yalnızca maden çıkaran değil, bu kaynakları işleyen, katma değerli ürüne dönüştüren ve dünyanın farklı pazarlarına ulaştıran bir ülke olması gerektiğini belirten Çekiç, sektörün uzun vadeli hedefini 30 milyar dolarlık ihracat olarak ortaya koydu.
Çekiç, “Bugün 7 milyar dolarlık yılsonu hedefinden söz ediyoruz. Fakat Türkiye madenciliğinin gerçek potansiyeline baktığımızda çok daha büyük bir rakam görüyoruz. Biz sektörümüz 30 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirebilecek potansiyele sahip. Bunun için yer altındaki zenginliğimizi ekonomiye kazandırmamız gerekiyor. Yeni yatırımları teşvik etmemiz, mevcut üretim kapasitemizi büyütmemiz, katma değerli üretimi artırmamız ve ihracatçımızın dünya pazarlarındaki rekabet gücünü desteklememiz gerekiyor. Sektörümüzün önündeki temel sorunlarda çözüm sağlandıkça bugün konuştuğumuz potansiyel adım adım gerçeğe dönüşecek” diye konuştu.
Yeni OVP’de madencilik sektörünün “stratejik sektör” olarak ele alınmasını “çok kıymetli” olarak yorumlayan Çekiç, “Özellikle kritik mineraller ve nadir toprak elementleri bu kapsama alındı. Endüstriyel mineraller çok önemli, bu grubun da kapsama alınması gerekiyordu. Dünyadaki 90 çeşit madenin 70 tanesi Türkiye’de var. Bu potansiyeli ortaya koyacak, rekabetçiliğimizi geri alacak adımlara ihtiyacımız var” dedi.
Ruhsat ve izin süreçlerinden finansmana erişime, devlet hakkı uygulamalarından çevresel izinlere, yatırım ortamından ihracatçının uluslararası rekabetçiliğine kadar sektörün gündeminde bulunan başlıkların ilgili bakanlıklarla yapılan görüşmelerde ele alındığını belirten Çekiç, madencilikte yatırım kararlarının uzun vadeli olduğuna dikkat çekti.
Sektörün yeni yatırımlara yönelmesi, mevcut yatırımlarını büyütmesi ve ihracat kapasitesini artırması için öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yatırım ortamının önem taşıdığını vurgulayan Çekiç, “Sektör olarak yalnızca sorunları dile getiren bir yaklaşım içerisinde değiliz. Her sorunun karşısına bir çözüm önerisi koymaya çalışıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz görüşmelerde de sektörümüzün beklentilerini aktarıyoruz. Kamu tarafında sektörümüzün sorunlarının dinlenmesini, madenciliğin Türkiye ekonomisi açısından taşıdığı değerin görülmesini ve çözüm konusunda ortaya konulan iradeyi çok kıymetli buluyoruz" diye konuştu.
Birlik olarak masa başında değil, sektörle birlikte hareket eden bir yönetim anlayışı benimsediklerini belirten Metin Çekiç, “Bir taraftan sektörümüzün sorunların çözümü için kamu kurumlarımızla temaslarımızı sürdürüyoruz. Diğer taraftan sahaya gidiyor, üreticimizi ve ihracatçımızı dinliyoruz. Önümüzde uzun bir yol var. Bu dönemde sektörümüzün bütün paydaşlarını aynı hedef etrafında buluşturmak istiyoruz. Daha fazla üretim, daha fazla katma değer ve daha fazla ihracat için çalışacağız. Hedefimiz 30 milyar dolarlık ihracat potansiyeline giden yolu birlikte açmak. Bütün bunları yaparken ‘önce insan, sonra çevre, sonra maden’ anlayışıyla hareket ediyoruz. Kaynaklarımızı ekonomiye kazandırırken doğayı korumayı ve faaliyet gösterdiğimiz bölgelerde sürdürülebilir bir değer oluşturmayı önemsiyoruz” dedi.
İç pazarda enerji, işçilik, finansman maliyetleri ve mevzuatlar nedeniyle yatırımların düştüğünü söyleyen Metin Çekiç, şunları söyledi: “30 binlerde olan ruhsat sayısı 13 bin 370 adete düştü. Bunların içinde faaliyette olan sayısı 4 bin 500 civarında. Arama izninden işletme ruhsatına kadar 10-11 bakanlıkla görüşüyoruz. ÇED ile ilgili mahkeme süreçleri uzuyor, bunun için ihtisas mahkemeleri kurulmalı. Tüm bu süreçler iç ve dış yatırımların önünü kesiyor.” İMİB Başkan Yardımcısı Kazım Büyükgüçlü de özellikle doğal taş tarafında maliyetler nedeniyle yeni yatırım olmadığını, hatta çıkışlar yaşandığını aktardı.